Belgeler Işığında Put/Pot Meselesi

Kâmus Namustur

Edebiyat Fakültelerinde talebeye ilk öğretilen şudur: Edebiyat dile, yani kelimelere dayanır. Mânâlar kelimeler üzerine inşa edilir. Önce kelimeyi sağlam olarak tespit edeceksiniz. İşin edebiyat, yani yorum faslı bundan sonra gelir. Mânâya kelime uydurulmaz, kelimeye mânâ verilir.

Üstad Bediüzzaman Hazretleri’nin de arzusu olan “Risale-i Nurlar’ın devlet eliyle basılması” bizim için bir müjdeydi. Lâkin bir kısım medya bu haberi “Risaleler yasaklanıyor” şeklinde ilan etmişti. Hayır, Devlet Risaleleri yasaklamıyor, bilakis tahrifat ve sadeleştirmeye karşı koruma altına alıyordu. Bu sefer “Devlet Risaleleri tekeline alınıyor” denildi. Hayır; Devlet Risaleleri tekeline değil; himayesine alıyordu. Hem Diyanet, hem de -orijinaline sadık kalmak şartıyla- isteyen herkes neşredebilecekti. Şimdi de “Diyanet Risaleleri tahrif ediyor” şeklinde cerbezeye başlandı. Hâlbuki Diyanet, Üstadımızın vârislerinin nezaretinde Risale-i Nur neşriyatı yapan Envâr, Sözler, İhlâs Nur gibi yayınevlerinin nüshalarını esas almıştı, farklı bir tasarrufta bulunmamıştı.

Tahrif” iddiasına örnek olarak Emirdağ Lahikası’nda geçen “Dehşetli bir pot kırdım” ifadesi serrişte edildi, “Üstad’a pot kırdırmayalım” “O’na pot değil put kırmak yaraşır!” vs gibi, ilk duyuşta kulağa cazip gelen cerbezeli sözlerle bu kelimenin pot kırmak değil, put kırmak olduğu, dolayısıyla Risale-i Nur’da tahrif yapıldığı iddia edildi. Hata-Savab Cetveli’nin yayınlanmaması da tahrif olarak sunuldu. Fakat bir metnin yayınlanıp yayınlanmaması tahrif sınıfına girmez; çünkü tahrif, adı üstünde ‘harf ve ibarelerin yerlerini değiştirmek’ demektir.

Peki, serrişte edilen bu pot/put kelimesinde bir tahrif var mıdır; söz konusu kelime gerçekten ‘PUT’ mudur?

Kâmuslar, lügatler, belgeler ve kaynaklara göre söyleyebiliriz ki: HAYIR!

Şimdiden ifade edelim: Maksadımız -hâşâ lillâh- Üstad hazretlerine ne pot, ne de put kırdırmaktır. Sadece ve sadece O’nun ne dediğini anlamak; Risale-i Nur’da geçen bir kelimenin ne olduğunu tespit etmektir. Biz kelimeyi doğru olarak tespit edelim; isteyen istediği gibi tefsir yahut tevil edebilir, elbette buna kimse karışmaz.

KAYNAK: OSMANLICA EL YAZMA RİSALELER

Tarihi metin neşirlerinde ihtilaflı bir kelime için önce ilk kaynaklara bakılır. Risale-i Nur’daki herhangi bir kelime, Üstad’ın tashih ettiği orijinal Osmanlıca el yazmada nasıl geçiyorsa, en doğrusu odur. Hakikati bulmak için Latin harfli bir kitap esas alınamaz, kayak sayılamaz. Çünkü Risaleler Osmanlıcadan Lâtin harflerine aktarılırken ilk başlarda bazı imla ve kelime hataları yapılmış olabilir; bu mümkün ve vakidir. Zaten bu gibi hatalar sonraki her baskıda düzeltilerek kemale ulaşılmıştır. Şunu da söyleyelim: Latin harfli Risalelerde günümüze en yakın tarihli baskılar daha sahih; Osmanlıca Risalelerde ise günümüzden en uzak, yani Üstad’a en yakın nüshalar daha sahihtir. Elbette suyu membaından (elyazma Risaleler) içmek daha sıhhi ve lezizdir. O halde işin kaynağına, yani el yazma Osmanlıca Risalelere müracaat edeceğiz. Nur Talebelerinin göz nuru döktükleri, Aziz Üstadımızın bizzat tashih ettiği İslam harfleriyle yazılmış Risaleler arşivlerimizde dururken, falan tarihte Latin harfleriyle basılmış bir kitabı yegâne hüccet görmek ilim ve hakikate muhaliftir.

ARAŞTIRMA METODU

Kuran Tesiri olan Risale-i Nur, bize bir kelâmın, bir cümlenin nasıl okunması, anlaşılması gerektiğinin yöntemlerini de öğretiyor; fakat biz hadiselere genellikle sabit düşüncemizin arkasından bakmayı pek seviyoruz. Maalesef Risale-i Nur’un, bilhassa 25. Söz ve Muhâkemât’ın bize öğrettiği bedi, beyan, maâni; yani belagat mizanlarından çok uzağız. Mesela 25. Söz’deki metin tahlili yöntemlerini anlatan şu cümleler bir formül niteliğindedir:

Kelâmın tabakaları, ulviyet ve kuvvet ve hüsn-ü cemâl cihetinden dört menbaı var: Biri mütekellim, biri muhatap, biri maksad, biri makamdır. Ediblerin, yanlış olarak, yalnız makam gösterdikleri gibi değildir. Öyle ise, sözde “Kim söylemiş? Kime söylemiş? Ne için söylemiş? Ne makamda söylemiş?” ise bak. Yalnız söze bakıp durma.” (Sözler, sh.430)

Üstadımızın bu sözleri aynı zamanda modern gazeteciliğin esasları olan 5N 1K’yı da ihtiva eder: 5N: Ne? Nerede? Niçin? Ne zaman? Nasıl? 1K: Kim? “Muhakkikin şe’ni, gavvas olmak”tır buyuruyor Üstadımız. Evet, meselelerimize gavvas gibi, yani inci arayan dalgıçlar gibi dalacağız ve hakikat incisini inşallah bulup çıkaracağız. Bu konuyu: makam ve mana; imla ve telaffuz; nakli deliller olmak üzere 3 başlık altında, bütün yönleriyle inceleyeceğiz.

1-MAKAM ve MÂNÂ DELİLİ

Bu bölümde; ‘pot kırmak’ deyimini Üstadımız’ın işaret buyurdukları, ‘kelâmın tabakaları’ndan “mütekellim, muhatap, maksad ve makam” noktasından tahlil edeceğiz. Yani, bu kelimeyi (pot kırmak) “Kim söylemiş? Kime söylemiş? Ne için söylemiş? Ne makamda söylemiş?” “Yalnız söze bakıp durma.” (25. Söz) Yani sadece “pot kırmak” deyimine takılıp durmayacağız.

Mütekellim (konuşan) kim? Üstad Bediüzzaman Said Nursi. Muhatap kim? Mustafa Kemal Paşa (o zamanki unvanıyla, Başkomutan ve Meclis Başkanı.)

Ne için söylemiş, ne makamda söylemiş? Bediüzzaman Hazretleri 1922 Kasım ayında Ankara’da bulunmuş, Meclis’te kendisi için “Hoşâmedî” merasimi yapılmış, mebuslara hitaben konuşup muzafferiyet için dua etmişti. Üstad, Ankara’da bulunduğu zaman zarfında, yeni kurulan hükümetin dine karşı lâkayt hallerini görmüş; Meclis Başkanı Mustafa Kemal ve bütün milletvekillerine hitaben, nasihat ve irşat makamında 10 maddelik bir beyanname yazmıştı. Mustafa Kemal bu beyannameden rahatsız olur ve meşhur diyalog cereyan eder. Üstad bu hadiseyi Emirdağ Lahikası’nda anlatır: Meclis Başkanı Mustafa Kemal’in hiddetle bağırması üzerine ““Namaz kılmayan haindir, hainin hükmü merduddur.” dediğini, ama Mustafa Kemal’in bu bağırmadan dolayı özür dilediğini; kendisinin de (mecliste, o makamda böyle ağır bir ifade kullanmakla) pot kırdığını” ifade eder. İşte tartışılan konu: Üstad pot kırar mı, pot kırdım der mi? Pekâlâ; konumuzla iç içe olduğu ve bu konuyu tamamen aydınlatacağı için soralım: Üstad, Mustafa Kemâl’e “İslâm âleminin kahramanı, şanlı Gazi” der mi? Evet, demiştir, hem de bu meşhur diyalogdan çok kısa zaman (bir-iki gün) önce. 10 maddelik beyannamenin baş kısmı Meclis Başkanı ve Başkomutan Mustafa Kemal’e hitaben şöyledir:

Âlem-i İslâm kahramanı Paşa Hazretlerine; Ey Gâzî-i nâmdâr. Zât-ı âlîniz hem muzaffer ordu, hem muazzam Meclis’in şahs-ı manevîsinin timsalisiniz. Şûrâ’da efradın kusuru şahs-ı manevînin ve mümessilinin hesabına geçer, öyle ise efrad ve a‘zâyı tarîk-ı takvâya teşvik etmek en mühim vazifenizdir. Dâreynde saadet ve muvaffakiyetlerinizi ez cân u dil arzu eden bu fakirin bir meselede on sözünü, birkaç nasihatini dinlemenizi rica ediyorum.”

namaz beyannamesi

Devamı Mesnevi-i Nuriye’de yer alan bu mektubun orijinali -‘mühim’ kaydıyla- T.C. Cumhurbaşkanlığı arşivindedir. Peki, nasıl olur da Üstad, Mustafa Kemal’e “İslâm âleminin kahramanı” der ve böyle nezaket ifadeleriyle hitap eder? Çünkü şeriat zahire göre hükmeder: O tarihlerde, yani Milli Mücadele yıllarında Mustafa Kemal -zahiren- dindardır, bu mücadelenin İslâm ve Kuran için yapıldığını defalarca söylemiştir. Millet Meclisi de dualarla, Kuran-ı Kerim ve Buhari-i Şerif hatimleriyle açılmıştır. (Bak. Nutuk) İşte Üstad bunlara işareten “Kur’ân’ı, Allah’ın tevfikiyle düşmanın hücumundan kurtardınız…” (Mesnevi, 99) diyor. Kimdir Kuran’ı kurtaran? Elbette hitap başta Başkomutan Mustafa Kemal ve milletvekillerine olduğu için, onların şahsında bütün komutanlar ve Mehmetçiklerdir. Mustafa Kemal’e İslâm âleminin kahramanı diyen sadece Üstad da değildir. Sakarya zaferinden sonra İslâm memleketlerinden Mustafa Kemal’e tebrik mektupları gelmiştir. Bu mektuplarda Üstad’ın hitaplarıyla aynı mealde ifadeler vardır. Çünkü o tarihlerde Mustafa Kemal İslâm’ın halaskârı (kurtarıcı) olarak görülmektedir. Evet, Üstad da zahire göre hükmetmiş ve Mustafa Kemal’e “İslâm âleminin kahramanı, şanlı gazi…” demiştir.

NOT: Bu beyannamenin baş ve son kısmı Risale-i Nur’da neşredilmemiştir. Çünkü başta M. Kemal olmak üzere, idarecilerin dine karşı tavır ve fikirleri tamamen değişmiştir. Üstad Hazretleri Risalelerdeki beyannamede bazı değişiklikler yapıldığını şöyle ifade ediyor: “Şu layiha, Meclis-i Millî Yunanı mağlup ettikten sonra (…) şimdiki bid’aların alâmeti görünmediği bir zaman olduğundan (…) takdirkârâne kelimeler şimdikiler hiç aidiyeti yoktur.” Arşiv No:234.

Netice: Üstad’ın zahire göre hükmedip Mustafa Kemal’e “İslâm âleminin kahramanı, ey şanlı gazi” demesi o zamanki şartlar altında ne kadar makul ve kat’i ise; “İslâm’ın halâskârı” olarak görülen birisine “Namaz kılmayan haindir…” diye hitap etmenin biraz makama ağır geldiği söyleyerek, “bir pot kırdım” demesi de o kadar makuldür. Şimdi, “Üstad’a pot değil put kırmak yakışır” diyerek meseleyi bağlamından koparanlara sormak gerek: “Üstad hazretleri, bir gün önce böylesine nezih bir üslûpla hitap ettiği bir Başkomutan ve Meclis Başkanı’na, bir gün sonra ‘dehşetli bir put’ der mi, böyle bir hitap Bediüzzaman’ın nâzikâne üslûbuna hiç yakışır mı?” Bu sözün hangi tarihte, hangi makamda, hangi mekânda, kime hitaben söylendiğini hiç nazara almadan, beyannamenin tamamını okumadan; sadece pot’a takılıp pot’u put’laştırırsak, artık bir şey denemez, söz biter. Fakat Üstad’dan şöyle bir azar işitmeye hazır olmak gerek: “Keçeli! Yalnız söze bakıp durma!”

Şimdi “pot kırmak” deyimine lügat anlamına bakalım: “İstemeden muhataplardan birine dokunacak bir söz söylemek” manasına gelir. Mütekellim (konuşan) sözü doğru söylemiştir, ama muhatabı rencide etmiştir; söz haktır. “Dehşetli bir pot kırdım” cümlesi dilbilgisi ve edebiyat kaidelerine de muvafıktır. Dehşetli (müthiş) mücerret bir kavram, pot kırmak da mücerret bir eylem. O halde sıfatla mevsuf birbirine tetabuk etmiş. ‘Pot kırmak’ deyimi 1901’de yazılan Kamus-ı Türkî’de bile yer alan, yani Üstad zamanında kullanılan bir deyimdir.

2.İMLÂ ve TELAFFUZ DELİLİ:

Put” kelimesi Farsçadan dilimize geçmiş. Kelimenin aslı: Büt. Be+Te ﺑﺖ harfleriyle yazılıyor. Bu kelime Osmanlıca metinlerde de büt şeklinde yazılıyordu. Fakat kelime Türkçede ‘put’ şeklinde telaffuz edildiği için bazen okunuşa, bazen aslına göre yazılmış. Arşivlerimizdeki Elyazma Risale-i Nur nüshalarını inceledik, PUT kelimesi ile irtibatlı diğer bütün kelimeleri ve POT kelimesini mercek atına aldık ve şu gerçekle karşılaştık: Aslı Farsça büt olan PUT kelimesi elyazma Risale-i Nur’larda farklı imlalar ile yazılmış; POT kelimesinde ise imla birliği var. PUT kelimesi bazen pe+te, bazen pe+vav+te, bazen de pe+vav+tı olmak üzere üç farklı imla ile yazılmış. POT kelimesi ise Risale-i Nur’da sadece bir yerde geçiyor. POT kelimesinin geçtiği 5 farklı nüshayı da inceledik. Gördük ki, hepsinde de aynı harflerle yazılmış: pe+vav+te. Yani POT kelimesinde, -Üstad zamanında yazılan- bütün elyazma nüshalarda imla birliği var.

PUT KELİMESİ:

put

2

Bu belgelerde elyazma Risalelerdeki PUT’la ilgili kelimeleri görüyorsunuz: Putlarıyla, putu, putperestliğinden, putperestliğe, puta. Görüldüğü üzere 5 kelimede 3 farklı imla kullanılmış. Birinci kelime: pe+vav+tı, ikincisi pe+vav+te, dördüncü kelime: pe+te. Kelimenin aslı be+te (büt) harfleriyle yazıldığı için dördüncü imlanın orijinale en yakın olduğu söylenebilir. Söz konusu kelimenin put olduğuna hükmedebilmek için imla birliği lazımdır. Görüldüğü üzere PUT kelimesinde imla birliği yoktur. Sadece pe+vav+te ile azılmış belgeleri sunup diğerlerini görmezlikten gelmek ilmi bir metod değildir.

POT KELİMESİ:

pot2-22-3

Üstadımızın tashihinden geçmiş el yazma Emirdağ Lahikalarından 3 örnek. (Birinci belge Büyük Ruhlu Küçük Ali Ağabey’in hattıdır. Soldaki yaprak şeklindeki işaretler Üstadımıza aittir) Üçü de farklı müstensihler tarafından yazılmış bu metinlerdeki daire içindeki kelimeler aynı harflerle, PE+VAV+TE imlasıyla yazılmış. POT kelimesinde ortada mutlaka VAV harfi vardır. Başta Kamus-ı Türkî ve Redhouse olarak, -istisnasız- bütün lügatlerde kelimenin imlası bu şekildedir. Arşivimizde 2 örnek daha var. İncelediğimiz 5 ayrı nüshanın tamamında da bir imla birliği vardır. Bu kelime başta Kamus-ı Türkî ve Redhose lügatleri olmak üzere bütün birincil kaynak lügatlerde pe+vav+te harfleriyle yazılmıştır. Kelimenin elyazma Risale-i Nurdaki imlası da aynen böyledir. POT KIRMAK deyiminin bu şekilde yazıldığı müberhendir.

Pot ve put Osmanlıcada aynı yazılır” iddiasında bulunanlara sormak gerek: Farzı muhal aynı yazılsın. (Her zaman aynı olmadığı belgelerle gösterildi) Peki, bu kelimeyi Üstad ve talebeleri nasıl okuyorlardı? Bu sorunun kesin bir cevabı için elimizde ses kayıtlarının olması gerekiyor, maalesef yok. O halde konuyu son şahitlere, yani yaşayan talebelerine sormak gerekir. Üstadımızın talebelerinden Mehmet Nuri Güleç’in (Fırıncı Abi) verdiği bilgi bu konuyu aydınlatıyor: “Ceylan Ağabey’e bu kelimenin aslını sormuştum, kelimenin ‘pot kırmak’ olduğunu söyledi.” (NOT: Üstadımıza Risale-i Nur’u sesli olarak çok defa okuyan Ceylan Çalışkan 1963 tarihinde bir trafik kazasında vefat etti. Nüfus cüzdanının arasından şu vesika çıkmıştı: “Ceylân benim vekilimdir. Nur’a ait işleri benim hesabıma yapar.” Said Nursî)

Netice: Put kelimesinin yazılışında imla birliği yok, pot kelimesinde ise imla birliği var. İki kelimenin telaffuzu aynı değil. Kelimenin imla ve telaffuz bakımından da “pot kırmak” olduğu anlaşılıyor.

5

3.NAKLİ DELİLLER:

Bediüzzaman Hazretleri Risale-i Nur eserlerinin yanında talebe ve varisler de bırakmıştır. Üstad hazretleri Risale-i Nur konusunda Gül ve Nur Heyetinden 12 talebesini varis olarak tayin etmiştir. (Gül ve Nur Heyeti, meçhul bir heyet değildir. 12 kişiden oluşan bu heyetin isim ve künyeleri bizzat Üstad tarafından Emirdağ Lahikası’nda ayrı ayrı yazılmıştır. s.136.) Bu ağabeylerimiz hem Üstadımızın rahle-i tedrisinde bulunmuş talebeleri, hem Üstadımızın varisleri, hem de Risale-i Nur’un nâşirleridir. Çok şükür ki, o aziz ağabeylerimizden bazılarının gölgeleri halen başlarımızın üzerinde. Milyonlarca kelimeden oluşan Risale-i Nur Külliyatı Üstadımızın talebeleri vasıtasıyla bize intikal etti. Eğer Risale-i Nur’la ilgili herhangi bir konu veya kelimede bir tereddüdümüz varsa elbette ve evveliyetle Nur’un ilk muhataplarına sormak gerekir: “Ey Üstad’ımın talebeleri, bu konu veya bu kelimenin aslı nedir? Zira sizler bu kitapların birinci muhatabı idiniz. Bu kitapları Üstad size, siz Üstad’a Barla’nın dağlarında, Kastamonu’nun yaylalarında, Emirdağ’ın bağlarında elif elif okumuştunuz; harfleri ve kelimeleri ilmek ilmek dokumuştunuz.”

Bu ağabeylerimizden ulaşabildiklerimize sorduk. İşte onların beyan ve tatbikatları:

  1. Üstadımızın varisi ve Yeni Lügat’in müellifi Abdullah Yeğin Ağabey , “Bu kelimenin doğrusu pot kırmaktır” dedi. (Yeni Lügat’teki pot kırmak deyimi ile Risaledeki deyimin imlası harfi harfine aynıdır.)

  2. Üstadımıza hayatının son 10 yılında hizmetlerinde bulunmuş mutlak varisi Hüsnü Bayram Ağabey “Bu kelimenin doğrusu pot kırmaktır” dedi.

  3. Hüsnü Bayram, Ahmet Aytimur ve Abdullah Yeğin ağabeylerin nezaretinde yayın yapan Envar Neşriyat’ta bu kelime: POT KIRMAK.

  4. Üstadımızın âlim bir varisi olan Said Özdemir Ağabey’in nezaretinde yayın yapan İhlâs Nur Neşriyat’ta bu kelime: POT KIRMAK,

  5. Merhum Sungur Ağabey’in nezaretinde yayın yapmış ve yapmakta olan Sözler Neşriyat’ta bu kelime: POT KIRMAK.

  6. Hiç birisi PUT demedi.

Şimdi hüküm zamanı:

El yazmalar, lügat ilmi, dilbilgisi, belagat ilmi, tarih ilmi, müellifin talebe ve varisleri ittifak ve icma ile “Bu kelimenin doğrusu budur, sadece kelimeye değil, kelimenin manasına, söylendiği tarih, mekân ve zamana da bakın…” diyorlarsa… hâlâ hangi vehimlere, hangi sözcük oyunlarına itibar edilir?

Kâmus namustur. Kelimeler önemlidir, zira manaların kaplarıdır; manalar o kaplarla taşınır.

EY KALEM VE KELÂM SAHİBİ NUR TALEBELERİ!

Sadakat ilme muhalif değildir; âlim olmak sâdık olmaya mani değildir.

Geliniz; her şeyden önce gurur putumuzu, ilmî ve fikrî enaniyet putumuzu kıralım!

Hulusiler, Sabriler, Hüsrevler, Tahiriler, Zübeyrler, Sungurlar… vesaireler gibi SÂDIK ve ÂLİM NUR TALEBELERİNİN kutlu kervanına koşalım!

Selam hakikat âşıklarına olsun!

KAYNAKLAR: 1.Emirdağ Lahikası, 2.Barla Lahikası (Osmanlıca Elyazmalar) 3.Kâmûs-ı Türkî (Ş. Sami), 4.Lügat-i Nâcî (M. Naci) 5.Yeni Lügat (Abdullah Yeğin)6.Turkish and English Lexicon (James Redhouse) 8. Nutuk (Mustafa Kemal) 10.Modern Türkiye’nin Doğuşu (Bernard Lewis)

Emir Selçuk / Araştırmacı – Yazar

Benzer yazılar

1 Yorum

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir