Hüsnü Bayramoğlu Ağabey’in Cevabı

Üstadımızın vasiyetlerde mutlak vekilim diye ismini zikrettiği dört-beş talebesinden hayatta olan son hizmetkarı Hüsnü Ağabey’e isnad edilen bir cümle (Risale-i Nurları tahrif eden güruhun yüzde altmışının masum oldukları) sebebiyle sitemize tevcih edilen bir suali Hüsnü Ağabey’e ilettik. Hem suali soran zata hem de işiten sair zatlara cevap olması için Ağabeyimizin cevabını neşrediyoruz:

İnşâallah vaktim olursa yazarım fakat bu konuda fikrim açıktır, herkes biliyor, sordukları zaman cevap veriyorum. Siz şimdilik şu yönde cevap yazınız:

Evet, yol iki görünüyor. Cadde-i kübra-yı Kur’aniye olan şu mesleğimizden şimdi ayrılanlar, bize düşman olan dinsizlik kuvvetine bilmeyerek yardım etmek ihtimali var. İnşâallah Risale-i Nur yoluyla Kur’an-ı Mu’cizü’l-Beyan’ın daire-i kudsiyesine girenler; daima nura, ihlasa, imana kuvvet verecekler ve öyle çukurlara sukut etmeyeceklerdir.

Lem’alar s.163

Bu hasta ve gaddar ve bedbaht asrın bela ve vebasından ve zulüm ve zulümatından en mücerreb bir kurtarıcı, Risale-i Nur’un mizanları ve muvazeneleriyle, neşrettiği nur olduğuna kırk bin şahit vardır. Demek, Risale-i Nur’un dairesine yakın bulunanlar, içine girmezse tehlike ihtimali kavîdir.

Evet يَسْتَحِبُّونَ الْحَيٰوةَ الدُّنْيَا عَلَى الْاٰخِرَةِ işaretiyle bu asır, hayat-ı dünyeviyeyi hayat-ı uhreviyeye, ehl-i İslâm’a da bilerek tercih ettirdi.

Kastamonu Lahikası s.110

Kur’an-ı Mu’cizü’l-Beyan’ın bu asırda bir mu’cize-i manevîsi ve harika manevi bir tefsîri olan Risale-i Nur’a ve onun muhalifi cereyana ve tahribatlarına işaret eden Birinci Şua’nın “Yirmi Dokuzuncu Âyetin Sehvine Dair Tafsilat”ında:

Üçüncü Âyet:

 اَلَّذٖينَ يَسْتَحِبُّونَ الْحَيٰوةَ الدُّنْيَا عَلَى الْاٰخِرَةِ وَيَصُدُّونَ عَنْ سَبٖيلِ اللّٰهِ وَيَبْغُونَهَا عِوَجًا اُولٰٓئِكَ فٖى ضَلَالٍ بَعٖيدٍ

Bu dahi üç cümlesiyle bazı münasebat-ı maneviye ve muvafakat-ı mefhumiye cihetinde ve hem Risale-i Nur’un mesleğine hem mülhidlerin mesleğine îmaen bakar.

Ve birinci cümlesiyle der ki: “O bedbahtlar, bazı ehl-i imanın –imanları beraber olduğu halde– ve bir kısım ehl-i ilmin –âhireti tam bildikleri halde– onlara iltihak delâletiyle, bilerek ve severek hayat-ı dünyeviyeyi dine ve âhirete, yani elması tanıdığı ve bulduğu halde beş paralık şişeyi ona tercih etmek gibi; sefahet-i hayatı, dinî hissiyata muannidane tercih edip dinsizlik ile iftihar ederler.”

Bu cümlenin bu asra bir hususiyeti var. Çünkü hiçbir asır böyle bir tarzı göstermemiş. Sair asırlarda o ehl-i dalalet âhireti bilmiyor ve inkâr ediyor. Elması elmas bilmiyor, dünyayı tercih ediyor.

Ve ikinci cümlesi olan وَ يَصُدُّونَ عَنْ سَبٖيلِ اللّٰهِ ile der ki: “O bedbahtların dalaleti, muhabbet-i hayattan ve temerrüdden neş’et ettiği için kendi halleri ile durmuyorlar, tecavüz ediyorlar. Bildikleri ve onun ile ecdadları bağlı olan dine adâvetkârane, menbalarını kurutmak ve esasatını bozmak ve kapılarını ve yollarını kapatmak istiyorlar.”

Ve üçüncü cümlesi olan وَ يَبْغُونَهَا عِوَجًا ile der ki: “Onların dalaleti fenden, felsefeden geldiği için acib bir gurur ve garib bir firavunluk ve dehşetli bir enaniyet onlara verip nefislerini öyle şımartmış ki kâinatı idare eden İlahî kanunların şuâlarını ve insan âleminde o hakaikin düsturlarını süflî hevesatlarına ve müştehiyatlarına müsait görmediklerinden (hâşâ! hâşâ!) eğri, yanlış, noksan bulmak istiyorlar.”

Şualar s.725

Sonra ben, yüzde altmış masumdur, diye söylemedim.
Üstadımız Emirdağ Lahikası-2’de Ankara’da bize ve bazı hizmetkar ve talebelerine hitaben ders verdiği ve “UMUM NUR TALEBELERİNE ÜSTAD BEDİUZZAMANIN VEFATINDAN ÖNCE VERMİŞ OLDUĞU EN SON DERSTİR” diye başlıyan ve bize sonra kaleme almamızı emrettiği mektubunda gerçi diyor ki:

Mesela, bir parti bana binler vecihle sıkıntı verdiği halde, hattâ otuz senede hapisler de tazyikler de olduğu halde, hakkımı helâl ettim. Ve azaplarına mukabil, o bîçarelerin yüzde doksan beşini tezyif ve itirazlara, zulümlere maruz kalmaktan kurtulmaya vesile oldum ki   وَ لَا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ اُخْرٰى  âyeti hükmünce kabahat ancak yüzde beşe verildi. O aleyhimizdeki partinin şimdi hiçbir cihetle aleyhimizde şekvaya hakları yoktur.

Emirdağ Lahikası-2 s.245

Burada kabahatin yüzde beşe verilmesi demekle yüzde doksan beşi veya yüzde altmışı masumdur manasına gelmez. Çünkü: Asâ-yı Musa’nın Dördüncü Meselesinde geçen:

Hattâ bir ehl-i keşif ve tahkik, bir yerde kırk vefiyattan yalnız birkaç tanesi kazandığını sekeratta müşahede etmiş, ötekiler kaybetmişler. Acaba bu kaybettiği davanın yerini, bütün dünya saltanatı o adama verilse doldurabilir mi?

 Asâ-yı Musa s. 21

O müşahadede, kaybedenler beş vakit namazlı, cami cemaatı olduğu halde sırf o menfi cereyana (yani Beşinci Şua’da hadis-i şeriflerin te’vilinde haber verilen süfyan komitesine) taraftar oldukları için kaybediyorlar.

İkinci Nokta: وَلَا تَرْكَنُٓوا اِلَى الَّذٖينَ ظَلَمُوا فَتَمَسَّكُمُ النَّارُ  âyet-i kerîmesi fermanıyla: Zulme değil yalnız âlet olanı ve taraftar olanı, belki edna bir meyledenleri dahi dehşetle ve şiddetle tehdit ediyor. Çünkü rıza-yı küfür, küfür olduğu gibi; zulme rıza da zulümdür.

Mektubat s.361

Zulme rıza zulümdür, taraftar olsa zalim olur. Meyletse وَ لَا تَرْكَنُوا اِلَى الَّذٖينَ ظَلَمُوا فَتَمَسَّكُمُ النَّارُ  âyetine mazhar olur.

Kastamonu Lahikası s.207

İla ahir… Anlattı.

Nurrehberi com aldığı cevabı size ulaştırmakta geciktiği için özür diler dua ve alakalarınız için teşekkür eder.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir