Nurculuk Dünyasının Yeni İmtihanı: CEMİYETÇİLİK

Risale-i Nur talebeleri ÜSTAD Hazretlerinin vefatından sonra her nasılsa kaderin tensibi ile çeşitli imtihanlara tabi tutuldular. Şimdi de müesseseleşmekle, vakıflar, dernekler, federasyonlar ve konfederasyonlar teşekkül etmekle ve büyük binalar, zenginlikler, maddi gelişmelerle imtihana tabi tutulduğunu, müşahede ediyoruz.
1- Tarikat ve şahsiyetin öne çıkması yazıcılıkla kendini gösterdi.
2- Sonra siyasetçilik gazetecilik şeklinde Yeni Asya bid’at cereyanını netice verdi.
3- Sonra ırkçı tenvircilik
4- Komiteci ve her değeri yozlaştıran başının ABD’de olduğu hain cereyan
5- Grupçuluk ve tarafgirlik hastalıkları
6- ve şimdi de cemiyetçilik…. Böylece herşeyin kontrolde tutulması için, “şahs-ı manevinin manevi tasarrufu”nun yerine maddi ve mekanik bir kontrol sistemini kurmak isteyen gizli bir el yine iş başında gibi… “İhtiyaçtır, zamanın gelişmeleri böyle gerektiriyor.” filan… ifadelerine dikkat etmeliyiz.
İnşâallah Nurlarla ciddi meşguliyetle, ihlas ve uhuvvet düsturlarını tam uygulamakla, mesleğimizin esaslarını yeniden dikkat ve tefekkürle mütalaa ile bütün bu tuzakları bertaraf ederiz.

Evet, bir sır gibi kalpten kalbe mukavemeti imkânsız bir halde yayılıp dağılan bu nurun, memleketin her köşesinde feyiz ve tesirini görenler, hayret ve dehşetler içinde sormaya başladılar: “Şöhreti memleketimizin her tarafını kaplayan bu zat kimdir? Hayatı, eserleri, meslek ve meşrebi nedir? Tuttuğu yol bir tarîkat mı, bir cemiyet mi, yoksa siyasî bir teşekkül müdür?”

Bununla da kalmadı; derhal gerek idarî ve gerek adlî çok mühim takipler ve pek ciddi tetkikler, uzun ve müselsel mahkemeler cereyan etti. Neticede, bu İlahî tecellinin gönüller ülkesine kurulan bir “İman ve İrfan Müessesesi”nden başka bir şey olmadığı tahakkuk edince, adaletin İlahî bir surette tecellisi şu şekilde zuhur etti: “Bedîüzzaman Said Nursî ve bütün Risale-i Nur eserlerinin beraeti” kararı resmen ilan edildi. Ve artık ruhun maddeye, hakkın bâtıla, nurun zulmete, imanın küfre her zaman galebe çalacağı; ezelden ebede değişmeyecek olan İlahî kanunların başında gelen bir hakikat olduğu, güneşler gibi belirdi.

(Tarihçe-i Hayat, Önsöz’den)

* * *

Şimdi Türkiye’de, her teşekkülün, vatanını seven herkesin, önünde hürmetle durması lâzım gelen bir kuvvet vardır: Said Nur ve Talebeleri. Bunların derneği yoktur, lokali yoktur, yeri yoktur, yurdu yoktur, partisi patırtısı, nutku, âlâyişi nümayişi yoktur. Bu, bilinmezlerin, ermişlerin, kendini büyük bir davaya vermişlerin şuurlu, imanlı, inanlı kalabalığıdır.

Yüksel Serdengeçti

(Tarihçe-i Hayat, Tahliller’den)

 * * *

Meselemiz imandır. İman uhuvvetiyle bu memlekette ve Isparta’nın yüzde doksan dokuz adamları ile uhuvvetimiz var. Halbuki cemiyet ise ekser içinde ekalliyetin ittifakıdır. Bir adama karşı, doksan dokuz adam cemiyet olmaz. Meğer gayet insafsız bir dinsiz, herkesi (hâşâ) kendi gibi dinsiz tevehhüm edip bu mübarek ve dindar milleti tahkir etmek niyetiyle böyle işaa eder…

(Tarihçe-i Hayat, Eskişehir Hayatı’ndan)

 * * *

Evet biz, bir cemiyetiz ve öyle bir cemiyetimiz var ki her asırda üç yüz milyon dâhil mensupları var ve her gün beş defa o mukaddes cemiyetin prensipleriyle kemal-i hürmetle alâkalarını ve hizmetlerini gösteriyorlar ve اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ اِخْوَةٌ kudsî programıyla birbirinin yardımına dualarıyla ve manevî kazançlarıyla koşuyorlar.

İşte biz, bu mukaddes ve muazzam cemiyetin efradındanız ve hususi vazifemiz de Kur’an’ın imanî hakikatlerini tahkikî bir surette ehl-i imana bildirip onları ve kendimizi idam-ı ebedîden ve daimî haps-i münferidden kurtarmaktır.

Sair dünyevî ve siyasî ve entrikalı cemiyet ve komitelerle münasebetimiz yoktur ve tenezzül etmeyiz.

(Şuâlar, 13. Şuâ’dan)

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir