Üstadın Talebeleri ve Komite

Afyon hapsinde Üstadımızla beraber çile çekmiş fedakar ve kahraman bir Baba’nın (Afyon’da müdafaasını okuduğumuz Hıfzı bayram abimizin) ve çilekeş ve binbir türlü zahmetlere katlanmış ve iki evladını Üstad’ın hizmetine vakfetmiş şefkatli bir annenin evladı olarak senelerce Üstad’ın hizmetinde bulunmuş, kırbaçlar ve hapisler yıldıramamış, Zübeyir ve Abdullah Ağabeyler ile beraber hapishanede tecrid-i mutlaklarda imha edilmeye çalışılması onu davasından zerre kadar şaşırtmamış bir kahraman Ağabeyimizi, Üstadımızın mutlak vekilini, babasının vefatını müteakip çilekeş annesine ve ailesine meşru dairede, izzet-i nuriyesini ve imaniyesini muhafaza ederek maişetini elde etmek için çalışmasını tezyif sebebi sayan alçaklara cevap vermeye değmez diye düşünüyorum.

Yine o yasaklı ve darbecilerin sıkı ve sıkıntılı zamanında ve daha evvel Üstad’ın itimadı ve istihdamı ile neşriyat yapan Ahmet Aytimur Ağabey’in elinden ve kontrolünden neşriyatı gasb eden ve zamanın nezaketine binaen, hizmetin selameti için ses çıkartılmayan hadiseden sonra malum ‘Cağaloğlu’ komitesinin bir ferdi olarak bir devre belki neşriyatta katkısı olmuş diye kendini kahraman ilan eden densize bir şey demek onun seviyesine inmek olur.

Üstadımızın diğer talebe ve hizmetkârları gibi azami ihlas, azami sadakat ve kanaatla Nur mesleğini muhafaza etmeyi en ziyade şiar edinmiş bir abimize gelen hücumlara bilhassa sadeleştirme adı altındaki tahrifata önsözlerle, lüğatçelerle, meallerle, biyoğrafilerle vs..vs zemin hazırlayan malum Cağaloğlu komitesinin hücumuna mukabil birçok yazılacak şeyler var. Bu komite Risale-i Nurun imani, uhrevi, manevi mesleğinin, iman kurtarma hizmetinin, iman-ı tahkikiyi ders verme metodunun yerine siyasi, dünyevi, maddi ve harici cereyanlara Risale-i Nuru alet etme teşebbüslerinde karşılarında kale gibi duran muhafızı, müdaafii Abimizi hedef alması elbette dikkate değer bir hassasiyet gerektirir. Ve Nur talebeleri bu dikkat ve teemmülü göstereceklerinde ve gösterdiklerinde şüphemiz yoktur.

Bu vesile ile Urfa kahramancıklarının oranın savcılarını susturan müdafaalarıdır Asliye Ceza Mahkemesi Yüksek Makamına Urfa Diye takdim edilen üç mühim Ağabeyimizin Zubeyir, Abdullah ve Hüsnü Ağabeylerin müdafaasından sadece Hüsnü Bayramoğlu Ağabeyin müdafaasından kısa bir bölümünü buraya alıyorum. Ta ki Üstad’ın talebelerinin hangi şartlar altında Nur’ları nasıl müdafaa etmişler bir nümunecik olsun.

“Heyet-i hâkime! Bin seneden beri Kur’an’ın bayraktarı ve mücahidi ve âlem-i İslâm’ın kahraman mücahidi olan ve Kur’anı cihanın cihat-ı sittesinde ilân eden necib ve mübarek kahraman ecdadımızın evlâdlarını nur-u imandan ayırmak ve İslâmiyet defterine geçen mefahir-i âliyesine zıd olarak maddî ve manevî helâketlere maruz bırakmak olan dehşetli sû’-i kasdlara ve o kahraman ecdadın torunları olan bugünkü gençliği ve gelecek nesilleri o şeref-i âlîden mahrum etmek olan dehşetli dinsizlik telkinlerine karşı; Kur’an-ı Kerim’in ondördüncü asr-ı Muhammedîdeki (A.S.M.) aziz dellâlı ve bu asrın bir hidayet medarı ve bu müdhiş zamanın müdhiş zulümatına karşı Nur-u Kur’anla mukabele eden büyük fedakârı ve Risale-i Nur’un yüzbinler nüshalarını, milyonlar talebelerinin kalemleriyle her tarafta neşredip, dinsizliğe ve küfr-ü mutlaka ve komünizme karşı bir sedd-i Kur’anî tesis eden muhteşem kahramanı Bedîüzzaman Said Nursî ve yüzbin başlar feda oldukları hakikata başımız dahi feda olsun diyerek nur-u İslâmı söndürmek ve nur-u imanı yok etmek için yapılan dehşetli zındıka hücumlarına karşı mukabele eden, istibdadlara, icbarlara karşı izzet-i İslâmiyeyi muhafaza ve şeref-i imanı âleme ilân eden, Kur’an-ı Mu’ciz-ül Beyan’dan kalb-i münevverlerine gelen ve iman hakikatlarını güneş gibi parlak delil ve hüccetlerle isbat eden ve Risale-i Nur’la dinsizlik, dalalet ejderlerine meydan okuyan ve dalkavukluk yapmayan ve mahkemelerde “Başımdaki saçlarım adedince başlarım bulunsa, her gün biri kesilse zındıkaya teslim-i silâh edip vatan ve millet ve İslâmiyete hıyanet etmem ve hakikat-ı Kur’an’a feda olan bu başı zalimlere eğmem” diyen ve ehl-i dalalete meydan okuyan ve hizmet-i imaniye yolunda hem dünyevî, hem lüzum olsa uhrevî hayatlarını feda eden ve mahkemelerde dava ettiği gibi, bir tek hakikat-ı imaniyeyi dünya saltanatıyla değiştirmeyen kahraman-ı İslâm olan Üstadımız Bedîüzzaman ve Risale-i Nur’dan bizi uzaklaştıracak hiçbir beşerî kuvvet yoktur. Hem Risale-i Nur iki hayatımızın halaskârı ve sermaye-i ömrümüz ve gaye-i hayatımızdır. Komünistler ve dinsizler kâğıt ve mürekkebi kaldırsalar, eğer mümkün olsa derimizi kâğıt vekanımızı mürekkep yapıp yine Risale-i Nur’u yazacağız.”

(Nur Çeşmesi sh. 225)

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir