Zulüm ve İşgaller Karşısında Bediüzzaman’ca Tavır

BediüzzamanÜç devir yaşamış bir âlim Bediüzzaman. Üç devir: Meşrutiyet, İttihat-Terakki, Cumhuriyet. Bu üç devir, büyük devrilişler, yıkılışlar, çöküşlerle doludur. Meşrutiyet döneminde, meşrutiyetin İslâm’a uygun olması için çırpınan, İttihat-Terakki devrinde yapılan zulümlere baş kaldıran, cihan devleti Osmanlı’nın çöküşüne yaşlı gözlerle şahit olan Bediüzzaman, yeni kurulan devletin temel taşlarının sağlam atılması için canhıraşane feryat etmiştir. Bundan sonraki hayatı da sürgünler, hapisler ve zehirlenmeler içinde geçen Bediüzzaman, 80 küsur yaşında, Urfa’da bir otel odasında ruhunu Rahman’a teslim eder. Üstad’dan geriye kalan dünyalık, bir sepet eşyadır.

Bu yazıda, bizzat kendisi zulme maruz kalmış, yaşadığı zaman içinde birçok felâket ve helâketlere şahitlik etmiş olan Bediüzzaman’ın bu hadiseler karşısında nasıl bir tavır sergilediğini ana hatlarıyla anlatmaya çalışacağız.

1. Şahsının maruz kaldığı zulümlere karşı tavrı: “Kimin himmeti milleti ise o tek başına bir millettir” diyen Bediüzzaman, şahsı için değil, milleti ve ümmeti için yaşamış bir mücahittir. 28 sene zindan hayatına, 19 defa zehirlenmeye, her türlü zulüm ve işkenceye katlanmış “Ben ehl-i dünyanın değil, kaderin mahkûmuyum…” diyerek şahsının maruz kaldığı her türlü musibete sabır ve tevekkülle tahammül etmiştir. Tabii haksızlıklar, adaletsizlikler karşısında susmamış, hakkın hatırı için hukukunu müdafaa etmiştir. Fakat o müdafaalarında şahsını değil, daha çok davasını müdafaa eder. Tarihçe-i Hayat isimli eserindeki eşsiz müdafaaları hukuk tarihine geçecek metinlerdir.

2. Müslümanların maruz kaldığı musibetlere karşı tavrı: Şahsına yapılan zulüm ve işkencelere tevekkül ve rıza ile mukabele eden Bediüzzaman, memleket ve âlem-i İslâm söz konusu olunca adeta bir aslan kesilir. Vatanı Ruslar tarafından işgal edilince talebeleriyle cepheye koşar, düşmana karşı kahramanca mücadele verir. Birinci Cihan Harbi’nde gönüllü alay kumandanı olarak vazife yapar. Daha sonra Ruslara esir düşer. Esaret yılarına ait olan şu vakıa da Bediüzzaman’ca duruşu en güzel anlatan tablolardan biridir:         

Bir gün Rus kumandanı esirleri teftişe gelir. Teftiş esnasında Bediüzzaman yerinden kalkmaz. Kumandan tercüman vasıtasıyla: “Beni herhalde tanımadılar?” der. Bediüzzaman: “Tanıyorum, Nikola Nikolaviç’tir.” Kumandan: “Şu halde Rus ordusuna, dolayısıyla Rus çarına hakaret ediyorlar.” Bediüzzaman: “Hakaret etmedim. Ben bir Müslüman âlimiyim. Müslüman, kâfirden üstündür. Binaenaleyh, ben sana kıyam etmem” der. Bunun üzerine Bediüzzaman mahkemede yargılanır ve idamına karar verilir. Bediüzzaman atılacak kurşunlara göğsünü gereceğini beyan eder ve namaz kılmak için müsaade ister. Namazını eda ederken Rus kumandanı gelerek Bediüzzaman’dan özür dileyip, “O hareketinizin mukaddesatınıza olan bağlılıktan ileri geldiğine kanaat getirdim, rica ederim, beni affediniz” diyerek, verilen idam hükmünü geri aldırır.

Rus komutanın karşısında, idamı dahi göze alıp ayağa kalkmayan Bediüzzaman’ın, Türkiye’ye geldikten sonra, kendi vatanında uğradığı zulüm ve işkencelere sabır ve tevekkülle tahammül etmesi onun “memlekette asayiş ve sükûnu muhafaza” ve “müspet hareket” düsturuyla ilgilidir. Ayrıca bu tavır, Fetih Sûresi’ndeki “Onlar kâfirlere karşı şiddetli ve izzetli, müminlere karşı da şefkatli ve merhametlidirler” âyetinde ifadesini bulan Müslüman izzetini muhafaza eden bir duruştur. Maalesef günümüzde bazı Müslümanların, kâfirlere karşı halim selim ve diyalogcu, müminlere karşı da şiddetli ve müsamahasız olmalarına esefle şahit oluyoruz.

Ben kendi elemlerime tahammül ettim; fakat ehl-i İslâm’ın eleminden gelen teellümât beni ezdi. Âlem-i İslâm’a indirilen darbelerin en evvel kalbime indiğini hissediyorum.” diyen Bediüzzaman, Müslümanlar’ın dertleriyle dertlenmiş, onların maruz kaldığı zulüm ve musibetler için elinden ne geliyorsa yapmaya çalışmıştır. “Sizden kim bir münker (kötülük, zulüm vs) görürse onu eliyle düzeltsin. Buna gücü yetmezse lisanıyla düzeltsin. Buna da gücü yetmezse kalbiyle buğzetsin. Bu da imanın en zayıf mertebesidir.” Hadis-i Şerifini kendisine şiar edinen Üstad, münker karşısında mümkünse fiilen tavır almış, onu eliyle düzeltmek için gayret göstermiştir. Buna imkân yoksa lisanıyla, hitabeleriyle ve yazılarıyla münkere karşı çıkmıştır. Bunun yanı sıra, onun hayatı boyunca sürdürdüğü bir eylem daha vardır. Bu da düşmana karşı ekonomik savaş, yani boykot faaliyetidir. 

Bediüzzaman, İslâm’ın ezeli düşmanları olarak tavsif ettiği -başta İngiltere olmak üzere- bazı Avrupa devletlerini hayatı boyunca boykot etmiş, onların mamullerini kullanmamıştır. Buna tarihi bir örnek: Avusturya-Macaristan İmparatorluğu II. Meşrutiyet’in ilanından hemen sonra, 6 Ekim 1908’de Bosna-Hersek’i bir oldu bittiyle ilhak etmişti. Bu hadiseyi protesto eden Osmanlı halkı, Avusturya mallarının satıldığı mağazalara ve hizmetlerinin verildiği kurumlara karşı boykot gerçekleştirdi. İstanbul’dan başlatılan boykot, hızla Balkanlar, Anadolu, Suriye ve Libya’ya kadar yayıldı. Bu sarsıcı eylem, araştırmacı R. Davison’un ifadesiyle “modern zamanların en başarılı boykotuydu.” Bediüzzaman da bu boykota fiilen katılmış, sayıları 20 bini bulan İstanbul’daki Kürt hamalları da boykota katılmaya teşvik etmiş, kendi ifadesiyle, Avrupa’ya karşı “harb-i iktisadî” [ekonomik savaş] ilân etmiştir.

Boykot olayının anlatıldığı Tarihçe-i Hayat’taki şu haşiye Bediüzzaman’ın yalnız Avusturya’ya değil, topyekun Avrupa mallarına karşı da boykot uyguladığını gösterir: “Bediüzzaman’a zurafâdan [zarif insanlardan] biri, bir gün, irfanıyla mütenasip bir esvap [ilmine layık bir giysi] giymesi lüzumundan bahseder. Müşarünileyh de [Bediüzzaman]: “Siz Avusturya’ya güya boykot yapıyorsunuz; hem de onun gönderdiği kalpakları giyiyorsunuz. Ben ise bütün Avrupa’ya boykot yapıyorum. Onun için yalnız memleketimin maddi ve manevi mamulâtını giyiyorum” buyurmuştur.

Vatanı işgal edilince talebeleriyle birlikte cepheye koşarak vatan ve mukaddesatını silahla savunan, Milli Mücadele döneminde İngiliz işgaline Hutuvât-ı Sitte isimli eseriyle meydan okuyan, bu eseri sebebiyle hakkında verilen idam kararına rağmen halkı düşman işgaline boyun eğmemeye teşvik eden, Milli Mücadele aleyhinde yayınlanan fetvayı geçersiz ilân ederek vatanın kurtulmasına hizmet eden Bediüzzaman, zulüm, işgal ve ilhaklar karşısında eliyle, diliyle ve fiilleriyle mücadele etmiş, münkere karşı Müslümanca tavır almış bir İslâm mücahididir.

EMİR SELÇUK – EĞİTİMCİ – YAZAR

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir