ZÜBEYR GÜNDÜZALP Ağabey, Tefrikacılar İçin Ne Dedi

Üstadımızın hemen hemen bütün vasiyetnamelerinde ismi geçen manevi evladı, varisi, hizmetkarı, talebesi, ve Afyon hapsinde kahramanca müdafaası ve Tarihçe-i Hayat ve külliyatın muhtelif yerlerinde dercedilmiş takrizleri ile Risale-i Nuru ve Üstadı mükemmelen tarif ve tavsif eden ve ahir ömründe en yakınında hususi hizmetinde bulunup tarz-ı harekatını en iyi bilenler ve görenler içinde manevi evlat kabul ettiği “onlar İLE konuşanı benimle konuşmuş gibi kabul ediyorum…”dediği zatlardan birisi olan…

…Hakikî fedakâr Zübeyr, en lüzumlu ve hizmete şiddet-i ihtiyacım zamanında buraya imdadıma geldi. Yoksa Isparta’dan o sistemde birisini isteyecektim…” (Emirdag-2 , s.15)

“Zübeyr bana merhum biraderzadem Abdurrahman yerine ve Ceylan merhum biraderzadem Fuad bedeline verilmiş diye manevî ihtar aldım. Ben de burada işimi onlara bıraktım.” (Şualar, s.535)

gibi iltifat ve tavziflerine muhatap Zübeyir Gündüzalp ağabeyin iki mektubu; biri meslek, meşreple alakalı diğeri uhuvvet-imaniye ve islamiye hususunda ikaz edici müdakkikane iki mektubunu mütalaanıza takdim ediyoruz. Ağabeyimiz her iki mektupta, şaşırtıcı kafa karıştırıcı hadiseler karşısında istikameti kaybetmemek ve muhafaza etmenin ince ve hassas muvazenelerini beyan ediyor

1.Bölüm
ZÜBEYR GÜNDÜZALP AĞABEY’İN VAKTİYLE NURLARDAN İKTİBAS İLE YAZDIĞI, RİSALE-İ NUR’UN MESLEK VE MEŞREBİNİN KÜLLÎ DÜSTURLARINA DAİR EHEMMİYETLİ İKİ MEKTUBU:

Üstadım Bedîüzzaman, Risale-i Nur eserlerinde ve lâhika mektuplarında Risale-i Nur’un meslek, meşreb, düstur ve esaslarını vazıhan ve mücmelen vaz’ ve beyan etmiştir. Nur risalelerini ve lâhikalarını devamlı okuyarak bilhassa ve bilhassa amelî ve tatbikî hakikatları not edip halen, kalen, fiilen ve kalemen bu Kur’anî düsturlarla amel ederse veya âmil olmaya cehd ederse ihlasla, Kur’anî, imanî ve mücahidane Nur hizmeti olan Risale-i Nur hizmetinde ömrü boyunca muvaffak olur. Ve bu muvaffakiyetinde bilerek veya bilmeyerek herhangi bir vartaya düşmez. Sair şeylerin usulleriyle hatt-ı hareket etmek varta-i azimiyle faaliyete yönelerek ömür dakikalarına zayi etmez ve ettirmez. Bu esasat dahilinde temayülü muhtelif olanlar dahi meslek-i Nuriyenin bakî, uhrevî semere ve netice veren hizmet tarzından başka bir tarzı benimsememek ve buna göre çalışmamak gibi bir saadet içinde yaşarlar. “Şu dinî meslek de güzeldir. Fakat benim meslek-i Nuriyem daha güzeldir.” diyerek ehl-i imanla çarpışmazlar. Nurları okuyarak, Nurların neşir ve tamimine muhabbetle, aşk ve şevkle hayatları boyunca devam ederler.

Evet, ehl-i dava dirayetçe malum ve müsellem ve mücerrebdir ki, “Alâka inkısam etse himmet zaafa uğrar. Ve bu ise farkında olarak veya olmayarak muvaffakatsizliğe, fanî ve afakî şeylerle tevağğule, iştigale düçar eder.”
Meslek, meşreb ve Kur’an’a hizmet tarzına hasr-ı nazar edenler, bütün himmet, hizmet, merak ve alâkasını, maddî ve manevî cihazatını, ikdam ve gayretini; mesleğine, iman ve İslamiyete hizmet tarzına teksif edenler, mesleklerinin neşir ve tamimine sebep ve hizmetkar olmak gibi iki cihan saadetini içinde toplayan bir saadet-i ebediyeyi nail olurlar.

2.Bölüm
Aziz ve Faal Kardeşim!

Evvelâ: Binler selam eder, Risale-i Nur’un nevver ve feyyaz mütalaasında ve kudsî hizmetinde ihlaslı muvaffakıyetler dilerim. Dualarınızı beklerim.

Sâniyen: Kusura bakma. O gün orada on beş dakika da olsa kalamayacak buraya yetişecektim. Onun için sorduğunuz hususlara buradan yazmak zaruretindeydim.

Fedakâr kardeşim! Evvela şunu arz edeyim ki: Risale-i Nur hizmeti ve talebeleri mevzuunda herhangi bir mes’ele olursa benim şahsî fikrimi sormayın. Üstadımız, rehberimiz, mürşidimiz Risale-i Nur’dur. Risale-i Nur ise ölmez, sönmez, şaşmaz ve şaşırtmaz bir mürşid-i ekmeldir. Bu mürşid-i ekber başkasından soru sormaya ihtiyaç bırakmaz. Soruları o cevaplandırır, müşkilleri halleder.

Eğer ben imanî, İslamî veya Risale-i Nur mevzuunda sorduklarınızı şahsi kanaatıma göre cevaplandırırsam, siz de yedi sekiz Nur talebesinin şahsi düşüncelerine müracaat etseniz alacağınız cevaplar birbirini te’kid ve teyid etmeyebilir. Her bir cevap birbirinden ayrı olabilir.

Fakat “Ben henüz Risale-i Nur Külliyatı ve mektuplarını okuyamadım. Okusam da bu sorunun cevabını bulabilecek derecede değilim. Risale-i Nur ve lâhikalarında veyahut merhum ve muazzez Üstadımız hayatta iken buna benzer bir şey sorulmuş ve cevaplandırılmış ise işitmedim. Acaba bizim bu meselemizde Risale-i Nur ve merhum Üstadımız Hazret-i Bedîüzzaman ne emrediyor?” tarzı, meşveret edeceğiniz Nur kardeşlerimizin reylerine bu tarzda müracaat etseniz kanaatların birbirine tetabuk ettiğini, uyduğunu veya yakın olduğunu göreceksiniz.

İşte bu suretle yani aradıkları şeyi öğrenmek ve bulmak için Risale-i Nur’u esas yapan Nur talebeleri, Risale-i Nur’un meslek ve meşrebine ve merhum Üstadımızın muamelatına muvafık olarak hizmet-i Nuriyede muvaffak olurlar.

Bunun için siz de öğrenmek ve amel etmek arzusuyla çırpındığınız mevzuyu Risale-i Nurda arayınız. Orada çok mükemmel bir surette o mevzu hakkında sorduklarınız cevabını bulacaksınız.

3.Bölüm
Değerli kardeşim!

İslamiyeti yıkabilmek için müşrikler ve kâfirler bu asra kadar çok çalıştılar halen de çalışıyorlar. Bundan evvelki asırlarda bu menfur gayelerini tahakkuk ettirebilmek için haçlı seferleri gibi maddi harplerle İslamiyet’in bayraktarlığını yapan Türk milletine müteaddit defalar taarruz ettiler. Her defasında da kahraman Türklerdeki iman ve İslamiyet kuvveti karşısında mağlup ve muzmahil oldular. Nihayet maddî harplerle Türkleri mağlup edemeyeceklerini anlayan kâfirler planlarını değiştirdiler. Müslümanlar arasında fitne, fesad, tefrika tohumu saçmak hainliğini yapmaya koyuldular. Bu mezkur planlarında muvaffak olabilmek için çalışıyorlar. Hocayı hocaya, müezzini müezzine, vaizi vaize, din hizmetçisini din hizmetçisine ezdirmeye, kardeşi kardeşle çarpıştırmaya çabalıyorlar. Akla hayale gelmeyen şeytanlıkla, iblisane entrikalar çeviriyorlar.

Ehl-i imanın gözleriyle görmediği ancak neticesine gördüğü, dinsizlerin çok planlarından birisi de şudur: Hoca hoca ile, müezzin imamla, müfti vaizle, dine hizmet eden dine hizmet edenle kavgaya, münakaşaya tutuşur, birbiri aleyhinde söylentiler yapar. Bir taraf sükût etse bile aradakiler o sükûtu “konuşuyor, aleyhdedir” gibi bir takım şeyler uydurarak diğer münakaşacı ehl-i diyanete anlatır. Bu iftiralarla onu bir kat daha tahrik eder.

Böyle bir hadise husule gelince “Bu münakaşaya, bu geçimsizliğe sebebiyet verenler bunu vücuda getirenler din düşmanlarıdır. Ehl-i hizmeti birbiriyle kavgaya düşürüp dinî hizmeti baltalamak gayesinde muvaffak olmaya çalışan gizli İslamiyet düşmanlarıdır.” diyerek hadiselerin esasına, künhüne, menbaına vakıf olan Üstadımız Hazret-i Bedîüzzaman’ın dersine inkıyad ve itaat eden Nur talebeleri, ehl-i hizmeti uyandırırlar.

Fakat dindarlar arasında vukua gelen münakaşa ve geçimsizliklerde mutlaka İslam düşmanlarının bir parmağı bir rolü olduğunu gözleriyle göremeyenler derler ki: “Nerede bu din düşmanları? İşte birbiriyle münakaşa mücadele edenler meydanda… Hepsi ehl-i imandır. Ehl-i diyanetin kavgasında aradakiler ve meydandakiler hep Müslümandır. Bunları birbirine tutuşturan bir tek din düşmanı dahi bu meydanda görünüp kışkırtıcılık yapmıyor. Şu halde geçimsizliğin birbiriyle didişme ve ittihamların sebebi ehl-i imandır. Kabahat ehl-i imandan sudur ediyor.” derler.

4.Bölüm
İşte din düşmanlarının tatbik ettikleri şeytankârane planın en görünmeyen, en maskeli ve en aldatıcı ve en uyutucu tarafı budur. En kandırıcı ciheti ve neticesi budur. Bunu böyle bilmek ve buna böyle demek çok büyük bir safderunluktur. Çok büyük bir safdillik ve çok büyük bir aldanmaktır. Ehl-i iman için katmerli bir uyku ve derin bir gaflettir.

Evet zahiren, görünüşte iki ehl-i din mücadele ederken yanlarında birbirlerine tutuşturucu bir kâfir yoktur. Zaten böyle olsa o birbirine dargın küskün dindarlar yapılan planı, çevrilen dolabı anlar, o din düşmanını güldürmüş olmamak için derhal barışırlar. Hepsi de o namazsız, ibadetsiz, fesatçı kâfire hücum ederler.

Bunun için din düşmanları daima perde arkasında kalırlar. Ortada gazetelerle, mecmualarla, her türlü yayın vasıtalarıyla dedikodular ittiham ve iftiralar yayarlar. Ehl-i İslam’ı birbirine düşürecek bir takım yalanlar, iftiralar, ittihamları tekrar tekrar yayarlar. Nihayet fesat verici laflar Müslüman ahali içinde girer, ahali de birbirine nakil ede ede din düşmanlarının dindarlar aleyhine uydurdukları sözler, dindarların dilinden dökülmeye başlar.

Bu taktikle ehl-i imanın, dine hizmet edenlerin aralarına nifak verici umumi bir hava verilir ve bir zemin vücuda getirilir. Böylece Müslümanların birbiriyle didişmesi, kavgaya tutuşması, mücadelesi temin edilmiş olur.

Cenab-ı Hakk’a hadsiz şükürler olsun ki Risale-i Nur’u okuyan ve edindikleri ilimle amel edenler böyle planların tesiri altında kalmıyor. Onları Risale-i Nur uyandırıyor. Gizli ve aşikar din düşmanlarının çevirdikleri fitne ve fesatları, görmeyen gözlerimize, Risale-i Nur gösteriyor.

Bir Nur talebesi bir din kardeşi tarafından kötülük görse o kötülüğün, doğrudan doğruya İslamî vahdetimizi bozmaya çalışan din düşmanlarından geldiğini bilir. Karşısına çıkan o din kardeşine mukabelede bulunmaz. Diğer cihetten de din kardeşinin kendisine hücumunda kendinin de hatasının olduğunu görür, düşünür. Ona darılıp gücenmez, ona tevazu ve mahviyet gösterir. Kendisinin hata edebileceğini, ölçüsüz hareket etmiş olabileceğini düşünür, kusuru kendinden bilir.

Eğer iftiraya maruz kalmışsa “Ben bu iftiranın husule getirdiği azaba müstehakım. Gizli kusurlarımdan dolayı Allah bana bu iftiralar, ittihamlarla şefkat tokadı vuruyor.” diye mülahaza eder ve inanır. Risale-i Nur’un verdiği bu şuurla, bu kâmilane davranışla, yüksek adamlara has bu münevver inanışla dinsizlerin planlarını parça parça etmiş olur. Neticesiz ve te’sirsiz bir hale düşürür. Din kardeşliği birlik, dirlik ve beraberliğini, ittihad ve tesanüdünü muhafaza eder.

5.Bölüm
Uhuvvet-i Nuriyeye zarar vermemek gibi yüksek bir seciyeye sahip, anlayışlı ve Risale-i Nur’u kendini ıslah niyetiyle okuyan; ihlas, uhuvvet, tesannüd düsturlarını okurken kardeşlerine karşı bu kudsi derslerin icabına göre hareket edip etmediğini düşünen; nefs, nefs-i emare, his ve heves bahislerini tekrar ve tekrar okuyan ve okurken bu dersleri kendi nefsine ders vererek ve kendini muhatap edinerek okuyan olgun ve bilgin kardeşim!

Din düşmanlarının muvaffak olmaya çalıştıkları bir desise de şudur:

Müslümanlara hamiyet seciyesini, yani birbirini müdafaa etmek meziyetini yok etmektir. Dine, imana hizmet edenlere, dinsiz tahriklerle zulüm geldiği zaman herhangi bir hadisenin zararını, menfî neticelerini birbiri üzerine attırmak; bu suretle Kur’an hizmetkarlarının ittihad ve ittifakını gevşetmek ve manevî kuvvetini yok etmektir.

Din düşmanlarının dindarları birbirine düşürücü bu iblisane entrikaları da Risale-i Nur’la uyanan Müslümanlar arasında neticesiz kalmıştır. Nur talebeleri, dinsiz yazarların iftira kampanyalarının verdiği vehimlerle karakollara, mahkemelere, hapishanelere düştükleri zaman, onların suç addettikleri şeyleri, her Nur talebesi kendi üzerine alır. Her Nurcu, Nur Risalelerinin ve diğer Nur kardeşlerinin serbest bırakılması için Risale-i Nur’un, Nur kardeşinin bedeline kendisinin hapse atılması hasletine, bu ittifak ve şefkate maliktir.

Görünüşte zahiren vak’aya sebep olan bir Nur talebesini diğer Nurcu kardeşler daima müdafaa ederler. Dinsizler tecavüz, tasallut ve saldırma kampanyaları açınca Nurcular da birbirlerini müdafaa, muhafaza ve yardıma koşma kampanyası açarlar.

Herhangi bir vak’aya zahiren sebep olan Nurcu, kendi kendine nefs muhasebesi yapar. Hizmet ve mücahede aşkıyla kendisinin ve nefsinin yanlışlığını anlar. Bu yanlışlığından dolayı bir din kardeşi haklı veya haksız olarak kendini tenkid etse kusurunu itiraf eder, sükût eder. Sert çıkış ve söylenişleri dava adamına has bir olgunluk ve efendilikle karşılar. Fakat kendisi ise hadise müsebbibi başka bir Nur kardeşini asla ve kat’a tenkid etmez, ona sertlik ve huşunet göstermez, sa’ye şevkini kırmaz.

Zübeyr Gündüzalp

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir